Ana Menü
Arşiv
Atatürk Köşesi
Linkler
Piyasalar
Hava Durumu
İSTANBUL
ANKARA
ZONGULDAK
SİVAS
İlan Ekle
|
Avcılar Alemi.com' a Hoşgeldiniz
Arka bahçede effor testi!.. [B] ARKA BAHÇEDE EFOR TESTİ !..
Uzun yıllar Bafra göllerinde ördek ve kaz kovaladım. Bu göllerde Liman göl dışında ayak basmadık yer bırakmadım. Göl içi sazlıklarda sabah çağması, çevredeki su baskını mera ve tarlalarda akşam çağması bekledim. Keza Kızılırmağın batı yakasındaki Karaboğaz gölün de de her mıntıkada av yaptım. Bu avlakların hepsinin ortak yanı; genelde fırtınada av vermeleriydi.
Özellikle Karaboğaz’da ağız tadıyla ördek avlayabilmek için en az 5-6 kuvvetinde karayel şarttı. Ördek 12. ayın sonuna kadar Dil bölgesinde avlanır, 1. aydan itibaren, Karaboğaz daha güzel av verirdi. 12. ayın sonunda göllere sürpriz bir misafir daha gelirdi: “Alakaz”. Alakaz avcının piyangosuydu. 4- 4,5 kg. ağırlığıyla avcı için bulunmaz bir nimetti. Alakazı avlayıp, omuzuna asan avcı için onun ağırlığını hissetmek ayrı bir zevkti. Çoğunluğu taban eti, yağmur, çamur, soğuk gibi çile çeşitlerinden ibaret ördek avlarında zaman zaman bol avlar da oluyordu. Böyle bol bir avın yüzü suyu hürmetine, haftalarca çileye talim ediliyordu.
Ördek avlarında, bir bölgeye dadanınca, uzun bir süre orada avlanıyorduk. Sonra herhangi bir nedenle avlak değişikliği yapıyorduk. Bir zamanda Murat Özer vasıtasıyla tanıştığımız bir Doğanca’lının evinden göle girerek, Eğriharım gogolarında avlandık. Burası iyi havalarda sadece sabah çağması yapılabilen ama fırtınada bol av veren bir bölgeydi.
Birkaç sıra gogoluk Eşekçiye doğru uzanıyor, önünde bir kayık kanalı, arkasında manda boğan cinsinden dize kadar cılım, geniş bir saha; 500 mt. ileride ki sazlığa kadar uzanıyordu. Kaba ördek iyi havalarda da devamlı bu sazı zorluyordu. İkili üçlü gruplar sabah çağmasından sonra, bu saza geri dönüyordu. Gogoluktan saza geçmek, 500 metrelik bu cılım sahayı çiğnemek doğrusu her babayiğidin harcı değildi. Zaman zaman saza alçalan ördekler bizi cezbeder, bu cılımı aşar saza girerdik. Fakat bu defa da derinliği bel üstüne çıkan soğuk suda uzun süreli barınamazdık.
Bir kış, göldeki su seviyesi fazla yükselmedi. Güneşli bir av gününde, gogo sırasında sabah çağmasını yaptık. Çağmanın sonuna doğru, Doğanca istikametinden gelen yüksek bir ördeğe dikkatle önleme vererek, düzgün bir atış yaptım. Ördek motor bozup, açık suyu zorla geçti. Sonra, havada ters dönüp, saza düştü. Murat Özer yakındı. Aklına da sazı koymuş olacak ki;
- Ben bakarım Beynur abi ! dedi.
Yürüdü gitti.
Güneş yükseldikten sonra, ördek tamamen kesti. Murat’tan da ses soluk çıkmıyordu. Bir araya toplandık. Murat’ı beklemeye başladık. Saat 8:00 den sonra saz üzerinde tekli çiftli kaba ördek gezmeye başladı. Arada bir sazdan tek bir el silah sesi geliyordu. Anlaşılan Murat ördeğin yerini bulmuş, sağlama atıyordu.
Geçmiş zaman içimizden birinin 11:00 de şehirde bir randevusu vardı. Bağıra çağıra Murat’ı sazdan söktük. Bir süre sonra bata çıka geldi. omuzunda üç kaba ördek asılıydı. Yolu biraz eziyetliydi ama ördeğin yeri bulunmuştu.
Bir sonraki avda, Ufuk Pınar ve Nihat Tonya ile birlikteydik. Önce gogo sırasının sonuna kadar yürüdük. Sonra yarım saat süren zorlu bir yürüyüşle cılımı geçip, saza girdik. Sazda gizlenecek yer çok azdı. Biraz taşıma sazla, biraz da giysilerimize güvenip kamufle olduk.
Sabah çağması sakindi. Sazın üzerinden gelip, arkamdaki açık suya geçmeye çalışan kılkuyruk erkeğini tek atışta düşürdüm. Açığa ve cansız düşen kuşu almaya gitmedim. Bu arada kılkuyruğun geldiği istikametten, bir budan (çamurcun) akını başladı. Beşerli, onarlı gruplar halinde sazı yalayarak gelen sürülerden bazıları, beni fark edip dikiliyor, bazılarıysa sağımdan solumdan umarsız geçiyordu. Sert gelen sürülere gelişine tutup birkaç boş fişek attıktan sonra bir tanesini üzerimden geçirip, arkasından atarak düşürdüm.
Doğrusu, dize kadar cılıma gömülmüş bacaklarımı oynatıp, sağlıklı atış yapmam zor oluyordu. Kuş küçük bir saz kümesinin arkasına düşmüştü. Görünmediğinden almak için süratle harekete geçtim. Zorlukla ilerleyerek önce budanı sonra kılkuyruğu aldım. Yerime döndüğümde bitap düşmüş, nefes nefese kalmıştım. Bu cılım sahada en büyük sorunun vurulan avı toplamak olduğu anlaşılmıştı. O andan itibaren yakına düşüremeyeceğim kuşa atmama kararı aldım.
Saat 8:00’e doğru budan çağması kesildi. Kısa bir sessizlikten sonra, kaba ördek görünmeye başladı. Saz üzerinden alçak çıkan tekli veya grup ördekler, bulunduğumuz sahaya konara geliyordu. İlk grup, Eşekçi tarafından çıkıp, alçalarak Ufuğun üzerine geldi. Sürü tam üzerindeyken Ufuk kalktı. Kuşlar bir anda dikilerek dağıldılar. Silah sesiyle birlikte tek bir ördek buruştu. Saçılan kuşlardan biri bana döndü. Gelişine tutup, sert gelen ördeği duble de uğurladım. İlerleyen saatlerde bu boş atışların gereksiz olduğu görülecekti.
Çok geçmeden Eşekçi ve Cernek yönünden kaba ördek çağması başladı. Alçak gelen ördekler, bir anda sazın üzerinden çıkıyor ve peşpeşe atış pozisyonu veriyordu. Sağımdan sazı yalayarak gelen iki ördeği 5 metrede karşıladım. Önce şaşkınlıkla sola ayrılan yeşili, sonra telaşla sağımdan uzaklaşmaya çalışan dişiyi vurdum.
Tüfeğe fişek sürüp, başımı kaldırmıştım ki; karşımdaki sazın üzerinden kalabalık bir sürü çıktı. Düdük yaparak iyice alçalttığım ördekler süzülerek gelip önümdeki seyrekliğe bacak saldılar. En alttaki yeşilin bacakları suya değerken kalktım. Önce karşıdan yüzüme gelen dişiyi, sonra hızını alamayıp suya oturan ve silah sesiyle telaşla havalanan yeşili düşürdüm. Üçüncü fişeği de solumdan yükselmeye çalışan yeşile attım. Son kuş kanat kırığı oldu. Açık suya düşüp dalmaya çalışan ördeğe bir atış da yerde yaptım.
Çevrem bir anda toplanması gereken ördeklerle dolmuştu. Seri atış ve vuruşlarla nabzım hızlanmış, soluk soluğa kalmıştım. Bir süre sakinleşmeyi bekledim. Soluğum düzeldi. Vurduğum ördek sayısı bundan sonrakiler için daha için daha seçici olmamı gerektirecek kadar artmıştı. Kendi kendime; “sadece konara gelen yeşillere atmalısın“ şeklinde telkinde bulundum.
Bu arada, Ufuk ve Nihat ta boş durmuyordu. Ufuk düdük yaparak iki ördeği çevirdi. 10 metre önüne kondurdu. Sonra ayağa kalkıp, havalanan ördeklerin her ikisini de vurdu. Yakın düşen ördekleri almak için yürüdü. Önce yeşili aldı. Sonra, dişiye yürüdü. Kuşa yaklaşınca, o ana kadar kıpırtısız yatan ördek kafayı kaldırdı. Ufuk yakalamak için hamle yapınca da, hiç vurulmamış gibi uçtu gitti. Ufuk elinde boş silahı, bakakaldı arkasından.
Nihat Tonya daha çok keklik avcısıdır. Konu ördek avı olunca, alışılmış lafını söyler:
-“ Önüme bir torba saman”!..
Nihat bugün, gerçekten de bir torba samanlık atışlar yapıyordu. Ayrıca kamuflaj özürlü olduğundan, üzerine gelen ördeklere görünüp, kuşları bize çevirme inceliğini de gösteriyordu. Bütün bu olumsuzluklara karşı beni vur diye intihara gelen ördeklerden o da nasibini almıştı.
Saat 10:00’a doğru, ördeğin hızı kesildi. Önceleri 15 dakika ara ile gelen grupların arası yarım saate çıkmıştı. Bu zaman aralığında dinlene dinlene vurduğum ördekleri topladım. Sopaya bağlı kuşlukta boş yerin kalmamış olması dönüş zamanını işaret ediyordu. Yükü sırtıma vurduğumda, bu bereketli avın bedelini çok ağır ödeyeceğim açıkça belli olmuştu. Sabah serinliğinde yarım saatte geçtiğimiz cılımı, bata, çıka, sürüne bir saatte zor aştık. Gogoluğa çıktığımızda, boy çizmelerimizden çaydanlık gibi buhar çıkıyordu.
Sabaha karşı, Samsun-Bafra karayolunda yolculuk ederken, Nihat arka koltukta kestiriyor, Ufuk’la ben de sohbet ediyorduk. Konu sağlıktan açılmışken; Ufuk Pınar’a dönüp,
-Kırk yaşına dayandın. Bir kalp uzmanına gidip, kontrolden geçmelisin. Ben de o yaşlarda muayene olup efor testinden geçmiştim. Sen de ihmal etmemelisin!.. Diyerek nasihat etmiştim.
Gogolukta soba bacası gibi tüterek, dinlenmeye çalışırken; bu konuşmamız aklına gelmiş olmalı ki; Ufuk
- Beynur Abi!.. Şu cılımı sırtımızdaki yüklerle sağ salim geçtikten sonra, sakın bana hala efor testinden bahsetme. Biz o sınavı bugün geçtik!.. dedi.
Doğrusu haklıydı da, sonraki bir avımızda, uzak doğu sporları ve düzenli kondüsyon çalışması yapan genç bir arkadaşımızı getirmiştik bu avlağa. Çocuk o gün ördek avına tövbe etmiştir tahmin ederim. Genç ve düzenli spor yapan bu arkadaşımızın düştüğü zor durum, bizim performansımızın yüksekliğini anlatan iyi bir ölçü olmuştu bizlere. Arka bahçe diye tabir ettiğimiz bu bölgenin avı bol, sınavı güçtü. Göl suyunun şişmediği yıllarda birçok kez güzel avlar yaptık bu sahada. Taa ki Kümes’i bulana kadar. “Kümes” arka bahçenin papucunu dama atmıştı. Kümes avlarını da bir başka anıda anlatmak dileğiyle, rasgele.
Beynur Arel
16 Ocak 2007 [/B]
507 kez okundu
|