Ana Menü
Arşiv
Atatürk Köşesi
Linkler
Piyasalar
Hava Durumu
İSTANBUL
ANKARA
ZONGULDAK
SİVAS
İlan Ekle
|
Avcılar Alemi.com' a Hoşgeldiniz
Dost Gözler
DOST GÖZLER
İzmir –Dikili’den Levent Ören biri erkek, diğeri dişi iki pointer yavru ayırdı dedi Erdal Atakan.Bir yolunu bulup getirmek lazım!.. Kemal Tüfenk denk geldi. Gitti, aldı, getirdi. Erdal dişiyi Kemal’e verdi. Erkek kendinde kaldı. Tango böyle geldi İzmir’den Samsun’a. Kendisiyle ilk tanışmamız da bir çulluk avı öncesi oldu. Erdal Atakan kurzhaarı Fıstık, seteri Vespa ve pointeri Tango ile, Murat Özer Fıstığın yavrusu Ares ile, Mustafa Duman yine Fıstığın yavrusu Zeytin ile, ben de pointerim Şila ve Fransız brak Radar ile sezonun son kalıntısı bıldırcınları aramak üzere, Kızılırmak kenarındaki geniş tarlalara ava girdik. Amacımız, köpeklere kısa süreli bir bıldırcın gösterip, sonra çulluk avıyla devam etmekti.
Kalma kuş deyip geçmeyin!... Kızılırmak kıyısındaki otlu anızlar ve biber tarlalarında, kasım ayının sonuna kadar bol bıldırcın bulmak mümkündür. Vücut yağlarını kaybetmiş veya bir nedenle yağlanamayıp göçe gidememiş bu küçük ve hareketli kuşları; avlamaktan çok, köpeklere idman yaptırmak amaçlı uçurmaya başladık.
Şila bıldırcın avını zaten biliyordu. Sezon başında Radarda silah sesine karşı ürkeklik vardı. Ben bu nedenle daha çok Fransız brak üzerinde duruyordum. Murat ve Mustafa’nın yavru kurzhaarları için bu küçük ve hareketli kuşlar bulunmaz nimetti. Erdal tecrübeli köpeği Fıstığı arabada bıraktı. İki acemi yavruyu seter Vespa ve pointer Tango’yu aldı. Tango 4 -5 aylık, ergenlik çocuğunun oransız büyümesi gibi, vücut gelişimi dengesiz, uzun burunlu, uzun kulaklı, uzun kuyruklu hatta safkan İngiliz pointere göre uzun tüylü, göze pek de hoş görünmeyen bir köpekti.
Çok geçmeden Fransız brak bir ferma verdi. Kuşu vurdum. Aldı, getirdi. Sezon başındaki ürkekliğini atmış görünüyordu. Silah sesiyle beraber bütün köpekler hararetli bir arama içine girdiler. Tango da bu hengamenin içinde koşuşturup duruyordu. Böyle amaçsız gezinirken, birden dondu kaldı. Vücudu dik ve gergin, burnu havada, güzel bir fermaydı bu. Erdal arkadan yaklaşınca yürüdü. Burnunu hiç düşürmeden, gitti, durdu, gitti, durdu. Kuş ayaklıydı. Köpeği bir süre daha peşinden sürükleyip uçtu. O andan sonra Tango tümüyle değişti. Bir arama ve bulma makinesine dönüştü. Diz yüksekliğindeki biber tarlasında, burnu hep havada son derece estetik bir arama şekli, mükemmel ve sağlam fermalar, uzun koku mesafesiyle en usta köpeklere taş çıkartıyordu. Avı araması, ava yaklaşması öylesine estetikti ki gözümü alamıyordum köpekten. Bir ara Murat Özer’le yan yana geldik.
- Erdal Tango’yu İstanbul’a göndereceğim diyordu, bu köpek Samsun’da kalsa çok iyi olur!.. Dedim. Tango’nun zevk veren arama stili Murat’ın da gözünden kaçmamıştı. Erdal Murat’ı kırmadı. Tango gideceğine Ares gitti. Tango Murat’ta kaldı.
* * *
Bir sonraki karşılaşmamızda Tango bir yaşındaydı. Geçen kısa sürede köpekteki değişim inanılmazdı. Üç –altı ay arası yavru köpeklerin çirkinleştikleri dönemdir. Altı aydan sonrada güzelleşmeye başlarlar. Tango’nun da doğal olarak güzelleşmesini bekliyordum. Ama Tango’daki değişim beklentimin çok üzerindeydi. Çok yükselmişti. Kafası irileşmiş, avurtları düşmüştü. Uzun kuyruğu güneşte kalıp çekmiş gibi kısalmış ve incelmişti. Tango safkan İngiliz pointer olmakla beraber, İngiliz seter gözleri taşıyordu. Bir seter gibi tatlı bakıyordu. Telaşsız, sakin ve sevgi dolu, insanın gözünün içine bakan, koyu fındık rengi sıcacık gözleri vardı. Neslinden emin olmasak, seterlik karışmış buna diye düşünecektik.
* * *
Recep Dayı Murat’ı telefonla aramış. Çok kuş varmış. Mal güderken birer ikişer uçurmuş ormanlardan. Erdal Atakan ve Murat Özer sabahtan gittiler. Mustafa Duman’ın öğleden sonra işi varmış. O da kendi arabasıyla takılmış peşlerine. Öğlene kadar avlanıp dönecek. Sabah işlerim vardı. 10.00 gibi bitirip, 11.00 de girdim avlağa. Önce malların başında Recep Dayıyı buldum. -Şu yanda kuş çok dedim ama, beni dinlemediler. İleri doğru gittiler. Sen şu yandan gir. Dere içlerinde kuş çok dedi. Recep dayının gösterdiği yöne yürüdüm. Daha ilk orman başlarken seyrekten kendiliğinden bir çulluk kalktı. Tersime dönüp beni de şaşırttı. Zorla bir fişek yetiştirebildim. Boş. Yirmi adım gitmedim, ikinci kuş sıkın içinden yükselmeden dere aşağı sallandı. Karaltısı kaybolurken bir fişek de ona, o da boş. Bugün kuş gerçekten bol ama benim kabul günüm galiba!?..
İlk ormanı aradım. Dere içinden çıkıp, güney yüzdeki ikinci ormana girdim. Bir cılga orman içine giriyor, diğeri aşağı düşüp, ormanın altındaki açıklığa çıkıyordu. Şila birinciye girince, ben ikinciye yöneldim. Hızla yürüyüp, orman altını kestim. Köpeğin zilini dinleyip, sese göre orman sınırını takip ediyorum. Köpeğin zili deyince; Şila’nın boynunda zil niyetine koca bir çan var. Karadeniz’de bu çanları ineklerin boynuna bağlar, salarlar ormana. Sonra bulmak gerektiğinde de şıp diye bulurlar. Benim her iki kulağımda da akustik travmaya bağlı işitme güçlüğü var. Normal konuşma seslerinde zorluk çekmiyorum. Ama yüksek frekanslı ses veren ince zil, ağustos böceği vb. sesleri duyamıyorum. Bu yüzden de beeper kullanamıyorum. Çareyi bu inek çanında buldum.
Ormanın orta yerinde çan birden sustu. Biraz geriye, açık tarlaya doğru çıkıp bakış açımı genişletince yamaçtaki sıkta köpeği gördüm. Çulluğun terse uçmaması için, ses çıkartmadan sabırla bekledim. Çok geçmeden sabrımın mükafatını aldım. Avcı, köpek ve çulluk arasındaki bu sabır sınavını çulluk kaybetti. Patırtıyla kalktı. Kırk beş derece eğimli yamaçta, şapka gibi çıktı ormanın üzerine. Sonra beni fark etti. Bir kazık fren yaptı. Hızla sola döndü. Ama çok geçti onun için. Kıvrak hareketleri bu rahat pozisyonda namlunun ucundan kurtaramadı onu!..
Tepe üzerinde köpeğin çanı tekrar sustuğunda, ilk kuşu çantama koymamın üzerinden yarım saat anca geçmişti. Zorlanarak çıktım dik yamacı. Çan sesinin son geldiği yere doğru, parça ormanın arkasına yürüdüm. Tepe üzeri kısmen düzdü. Ormandan açma ekin tarlaları set set düşüyordu yamaç aşağı. Bu setlerde eski orman kalıntısı meşe ağaçları gruplaşmış dı. Böyle bir setin üzerinde gördüm köpeği. Kafa havada, uzamış meşeliğe doğru. Altından dolaşıp, karşısına geçtim. Baktım meşeliğin altı çıplak. Bu kuşu yerde görürüm ben diye geçti aklımdan. Gözüm gazellerde, sessizce yaklaştım. Birden yaprakların arasında düz bir çubuk çarptı gözüme. Gaga bu. Sonra kafa ve o kara üzüm gözler. Boynunu çekmiş içeri, kafayı yapıştırmış yere, öyle bir pusmuş ki; yerle bir olmuş. Yine bir sabır yarışması başladı. Çulluk bana bakıyor, ben çulluğa. Aramız on metre yok. Köpek yukarıda taş olmuş, avurtları kabarıp sönüyor. Birden parladı kuş. Yükselmeden terse döndü. Farkında tehlikenin. Setin üzerinde kaybolurken tetiği kestim. Köpek bindi tepesine.
İki güzel ferma görüp, iki doyurucu sahne yaşayınca; yönümü çevirdim arabaya. Yarı yolda Mustafa’yla karşılaştım. Üç tane de o vurmuş. Kurzhaarı Zeytin iyi çalışmış. Ağzı kulaklarındaydı. Mustafa Duman’ı yolcu ettik. Recep Dayı’yla yayıldık çayıra. Bir yandan ben çulluk yolarken, bir yandan da vurduk muhabbetin gözüne. Çok geçmedi önce yakınlardan bir –iki silah sesi geldi, sonra konuşma sesleri yaklaştı. Ardından Murat Özer ve Erdal Atakan göründü. Limitleri doldurup gelmişler. Vespa’nın çulluk canavarı olduğunu duymuştum. Bu defa Tango da döktürmüş. Murat büyük bir keyifle anlatıyor fermalarını. Bu güzel av gününü güzel bir fotoğrafla ölümsüzleştirdik.
Yine Recep Dayı’nın oradayız. Bu avda Nihat Batur ve Murat Özer’le birlikteyim. Nihat Batur’un genç bir seteri var. Murat’ta Tango, bende Şila var. Sabah Şila’nın fermasında bir çulluk vurdum. Sonrası boş. Etekteydik, yükseldik. Kuşu bulmaya çalışıyoruz. Tepe üzerinde bir sıklıkta birkaç kuş yakaladık. Murat birini Nihat Abi’nin genç seteri önünde vurdu. Birkaçına da boş attık. Tepenin doruğuna yakın güney yamaçta yürüyoruz. Mıntıka, çulluk olduğunda güzel kuş tutar. Biliyorum. Bu nedenle yavaş ve temkinli yürüyorum. Birden elli metre altımda Tango göründü. Köpek birden kafasını kaldırıp hızla bana doğru gelmeye başladı. Bu gelişi biliyordum. Önceden tanık olmuştum. Kafa havada, hiç oynatmadan geldi. Önümden geçti. Yirmi metre üzerimdeki sıka dikildi. O yöne dönmemle beraber, çulluk arkadan fırladı. Pozisyon her şeye rağmen iyiydi. Birinci fişekte dalları budayıp, ikincide kuşu zoraki yaraladım. Çulluk kanada binip derenin tabanına düştü. Vuruş iyi değildi ama buluş ve ferma mükemmeldi. O gün karar verdim. Şila eşleşecekse, eşi Tango olacaktı.
* * *
Köpeğe ihtiyacım yoktu. Dostlar için eşledim. Tango üç gün kaldı bende. Bu süre içinde bir özelliğini daha fark ettim. İnsanın nasıl serserisi de beyefendisi de olursa; köpeklerde de aynıydı. Çoğu serseri yaradılışlı erkek av köpekleri içinde Tango gerçek bir beyefendiydi. İnsanoğluyla yaşamayı ve onun kurallarına uymayı, eğitimsiz kabullenmiş di. Yemek yerken, yürürken, oturup beklerken hep vakur bir tavır içindeydi. Yılışmadan, hırçınlaşmadan hep sevgiyle yaklaşıyordu insanlara. Kötülük görmediği için, kötülük yapmayı da bilmiyordu. Koyu fındıkkabuğu renginde gözleri herkese sevgiyle bakıyordu. Murat’ın oğlunun anaokuluna götürüldüğünde onlarca haşarı çocuğun arasında kalıp, orasının burasının hunharca mıncıklanmasına da aynı asalet içinde katlanmıştı. Üç günün sonunda götürüp teslim ettim Murat’a.
Bir hafta sonra ezilip öldüğünü duydum. Emanet bırakıldığı evden kaçmış. Yakalayıp bağlamışlar, bu defa tasmayı başından sıyırıp kaçmış. İki gün sonra ölüsünü Samsun –Ankara karayolunda, orta refüjde bulmuş Murat.
Ölüp giderken, benden de bir şeyler koparıp götüren birkaç köpekten biridir Tango. Otuz yılı geçen avcılık hayatımda, iyi köpeklerin eceliyle öldüğünü pek az gördüm. Bunların büyük bir çoğunluğunun yaşamı her ne hikmetse, karayolunda sonlanıyor. Bu yazgı beklide av köpeklerinin yaşamlarını otomobillerle iç içe sürdürmelerinden kaynaklanıyor. Hayvanlar av seyahatlerinde otomobillerle o kadar haşır neşirler ki, bu araçlardan kendilerine bir zarar gelebileceğini ummuyorlar. Hep bu rahatlık içinde yaklaşıyorlar kara yoluna.
Burada dikkatli olması gerekenler şüphesiz köpek sahipleridir. Bir anlık gaflet veya tedbirsizliğin bedeli çok ağır olabiliyor. Tango bunun en son örneği oldu. Daf, Ron ve Tango, üç safkan, üç mükemmel av köpeği, üçünün yaşamı da kısa aralıklarla karayolunda sonlandı. Böyle olunca, sahiplerinin ihmali açıkça göze çarpıyor.
Sevgili av arkadaşım Murat Özer’i buradan alacağı yeni köpeği için uyarıyorum. Köpeğine bakacak emin bir yer bul. Tedbirini al. Sonra köpek sahibi ol. Ya da hiç köpek bakma. İyi köpeklerinin ardından vefat yazısı yazmaktan da, yas tutmaktan da usandım kardeşim!..
* * *
Şimdi bir umudum var. Dört gözle Şila’nın doğum yapacağı günü bekliyorum. Umarım sağlıklı yavrular dünyaya getirir. Eğer bu beklentim ve dileğim yerine gelirse; bu defa yavruların gözlerinin açılacağı günü merakla bekleyeceğim. Sonra yavruların gözlerinde bir tanıdık bakışı, Tango’nun dost gözlerini arayacağım. Kendim için değil, bir başka dostum için. Umarım bulurum o koyu fındıkkabuğu rengi dost gözleri.
İyi köpeklerle mutlu avlar için rasgele. Beynur Arel Samsun, 10 Haziran 2007
871 kez okundu
|
||