Avcılar Alemi.com' a Hoşgeldiniz

MAK TAN ALDIĞIMIZ DERS


 


 


 


 


Malumunuz Merkez Av Komisyonu (MAK) toplandı ve bu sezon uygulanacak kuralları tespit etti. Bu konuyu yazmayacaktım, ancak MAK Toplantısından sonra avcılar arasında ortaya çıkan üzücü tablo beni tekrar konuyu ele almaya sevk etti. Bazılarınız buna dudak bükerek, “aman sen eksik kalmıştın” diyebilir. Haklıdırlar, artık bu tartışmalardan bize de gına geldi, ancak sanki bu polemikler yaban hayatı yöneticilerine ve avcılık kuruluşlarına iyi geliyor gibi...


Halimize bakın


Aslına bakarsanız, her MAK sonrası avcılar olarak içine düşmüş olduğumuz durum içler acısı. Bir taraftan hala bu devirde cambazlıkla yaban hayatı yönetimi yapmakta olduğunu zanneden bir Komisyon, diğer tarafta da ortaya çıkan ucubenin kabahatini birbirine atma gayreti içinde olan avcılarımız.. (Daha doğrusu avcılarımızın bir kısmı.. Avcıların büyük çoğunluğunun kararlardan haberi bile yok, ilgileri de yok, büyük ihtimalle). MAK’ın her toplantısında bir cıngar çıkıyor, bir dolu dedikodu, sonra hemen birbirimize düşüyoruz. Ne yiyip içmeler kalıyor gizlide, ne de kıvırtmalar... Herkes içindekini ve bazen de içinde kalması gerekenleri kusarcasına internet sitelerine döküyor. Avcıların birbirinin dediğini dinleyecek, anlayacak hali yok. Eh, tabi bu durumda Bakanlığın avcıların sözünü dinleyecek hali de yok. Aslında hangi birisini dinlesin? Yıllardır eli kalem tutan avcılarımız, her sene Bakanlığı oradan oraya çekiştirip koşturarak tıknefes etmeye çalışmadı mı? En son “limit olmasın, her gün avlanabilelim” deyip Bakanlığı kendi deyimleriyle “faks yağmuruna” tutanlar da avcılarımız değil miydi? Kimi dinleyelim, nesini dinleyelim? Avcı kuruluşları dediğimiz federasyonlar, konfederasyon, avcılık ve atıcılık kulüpleri de bunların peşinden gitmeyi vazife saymadı mı bugüne değin? Sektör mü dediniz? O mevzuya hiç girmeyelim bile... İşin bu kısmı böyle, harcımız kirecimiz ve taşımız ortada... Bu malzemeyle duvar öreceğiz, çare yok.


Bakanlık da bize yakışıyor


Peki, ya etkili ve yetkili Bakanlığa ne demeli? Onca AB Projeleri, yeni istihdam edilen uzman ve akademik personelin bilgi ve görgüsü nedense hiç av ve yaban hayatı idaresine yansımıyor. Av ve yaban hayatı idaresi eskiden nasılsa öyle gidiyor hala. Memlekette, dünyada bunca ilerleme oldu, bunca bilimsel araştırma yapıldı, bizde hala kafadan atma yöntemlerle MAK taslağı hazırlanıyor. Memlekette her sene av hayvanı popülasyonlarında ne olup bitiyor bilmeden, habitat değişimlerini, iklimsel değişiklikleri takip etmeden, emirle, talimatla karar almayı daha uygun görüyor yetkililerimiz... Bu kararların yasal ve meşru olduğu muhakkak, bürokrat tongaya basmaz. Bakınız Kara Avcılığı Kanunu öyle demiş. MAK kafasına göre karar alır demiş. Meşru olmasına meşru da, doğru mu? Sayım yapamazsın mı diyor Kanun? Yok... Ama kim yapacak şimdi sayım mayım? İşleri idare ediyoruz işte böyle, ne güzel... Avcılarda zaten onu isteyecek hal kalmıyor birbirlerine düşmekten... Bu kararlara bile uyulup uyulmadığı ayrı bir mesele değil mi? Bakanlığımız tam bize uygun... Avcılarımız da MAK'a layık, onlar da bize layık.. Sağolsunlar. Bu şartlarda bundan başkası olmaz zaten...


Peki çok mu zor yapmak?


Peki biz hiç hayatta dört başı mamur, memnun olacağımız bir av ve yaban hayatı idaresine kavuşamayacak mıyız? Yapılması gereken şey çok mu zor? Hayır, hiç de zor değil; ancak bu işin bazı yöntemleri var. Gerçekten iyi bir doğal kaynaklar yönetimi istiyor. MAK sisteminin artık işlemediğini, yurdumuzun ihtiyaçlarını tatmin edemediğini, ne avcılara av sağladığını ne de yaban hayatını koruyabildğini artık açıkça görmekteyiz. Bakanlığın beklediği gibi ortada bir altın yumurtlayan tavuk da yoktur. Bu MAK sistemini kaldırmak lazım. Bakanlığın öncelikle yurdumuzun doğal kaynakları hakkında eksiksiz bilgi toplaması gerekiyor. Öncelikle neden bahsettiğimizi, nerelerde neyimiz olduğunu bilmeliyiz. Kendileri de bilmeliler. Ondan sonra Bakanlık kamuoyunu tam olarak bilgilendirmelidir. Bir konuda fikir yürütmenin temel şartı, o konuda yeterli bilgi sahibi olmaktır. Bundan sonraki adım ise kamuoyuna danışmaktır. Kurulacak yeni bir sistemin taslakları Batı ülkelerinde yıllardır uygulanmaktadır. Bunları adapte etmek zor değildir. Bu aşamada avcılar dahil, tüm kamuoyunun görüşünün alınması ve katkı sağlaması şarttır. En son aşama da karar alma sürecine ve uygulama aşamasına tüm ilgililerin katılımını sağlamaktır. Bunun şartları ve yöntemleri de bellidir ve dünyada uygulanmaktadır. Yeter ki olması gerekeni kabule hazır bir anlayış hakim olsun. Av ve yaban hayatı idaresine artık MAK’ın değil, akıl, bilim ve tekniğin hakim olması gereken zaman çoktan gelmiştir.


Avcılar olmadan olmaz


Avcılarımız da artık kendilerini yenilemeleri gerektiğini kabullenmelilerdir. Avcılarımızın durumu gerçekten üzücüdür. Okumayan, araştırmayan bir avcı kitlesine sahibiz. Bu avcılarımız binbir türlü organizasyonlara bölünmüş durumdalar. Okumuş olanları da kitleyi doğru yöne sevk edecek yerde, mevcut bölünmüşlüğü ve çekişmeleri körüklemekten kaçınmıyorlar. Herkes köpek işlerinin, federasyon-konfederasyon çekişmesinin derdinde... Aradan kaynayan memleketin doğası ve yaban hayatı oluyor ama kendilerini “gerçek çevreci” ilan eden avcıların gündeminde sıra bir türlü doğa korumaya gelmiyor. İnternet sitelerinden yayın organlarına, ilçelerdeki kulüplerden atıcılık ve avcılık kuruluşlarına kadar herkes birbiriyle kavgalı. Biraraya gelmek şöyle dursun, ilk fırsatta birbirlerini suçlayacak yazılar yazıp ortalığı karıştırıyorlar. Zaten okuyup yazan, belge alan kanuna uyan üç beş kişiyiz şunun şurasında, ne alemi var birbirimizi mahkemeye vermenin, geçinememenin? Atıcısı avcısı derneği federasyonu bir masanın etrafında buluşmak zorunda. Aksi durumda hepimiz kaybedeceğiz. Ülkemiz avcılarla ya da onlarsız yaban hayatı idaresini modern hale getirmek durumunda. Avcılar katılırsa bunun daha kolay ve daha uygulanabilir olacağı şüphe götürmez. Ancak bunun için avcılarımızın artık akıllarını başlarına alıp gerçek gündemlerine dönmeleri şart.


Sempozyum olumlu bir adımdı


Geçen aylarda yapılan Sempozyumu bu yönde atılmış olumlu bir adım olarak görüyorum. Artık bu konuları konuşmaya başlamalıyız. Orada veya burada, şunlarla veya bunlarla... Şu çatı veya bu çatı altında.. Önemli olan başlamaktır. Zaman kaybetme, eski defterleri açma ve çekişme lüksümüz yoktur. Doğru yöne atılacak her alçakgönüllü küçük adım, nihayetinde biraraya gelerek büyük bir olumlu adıma dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Bu bakımdan, sempozyum, çalıştay, şura, konferans gibi etkinlikleri çok yararlı görüyorum ve peşinen destekliyorum.


Yaban hayatı idaresinde de Avrupalı olma zamanı


Ülkemiz artık gelişmekte olan bir ülke değildir. AB’ne tam üyelik sürecinde, OECD üyesi, güçlü ve eğitimli bir ülkedir. Doğa ve yaban hayatı alanında en geride kalmış olmak bu ülkenin kaderi olmamalıdır. Geçenlerde Çevre ve Orman Bakanlığı, Kyoto Protokolü’ne ülkemizin imza atması yönünde olumlu görüşünü Dışişleri Bakanlığımıza göndermiştir. Bakanlık yetkililerini bu kararlarından dolayı kutluyorum. Hayırlı olsun diyorum. Bu olumlu gelişmenin yaban hayatı idaresinde de yansımalarının olmasını ve Bakanlığımızın artık av ve yaban hayatı idaresine “ikincil iş” veya “angarya” ya da “potansiyel altın madeni” şeklinde bakmayı bırakarak, bu konuda da Batı standartlarına ulaşmamızı sağlamalarını diliyorum.


Artık değişim istiyoruz


Bu sistem kime yararsa yarasın, belgeli avcılara ve yaban hayatına yaramadığı kesin... Artık değişim zamanı. Şahsen ben her sene Mayıs ayında kavga dinlemekten bıktım. Bütün bu kavgalara rağmen hala doğru dürüst avlanamamaktan gına geldi. Onca yasaklara rağmen yüzlerce ördek, keklik vuran, onlarca tekeyi, geyiği izinsiz kotasız, bedavaya dağdan indiren avcı (!) ları görmekten çok sıkıldım. Avcılarımız artık her gün Bakanlık işlerini konuşmak, MAK tartışması yapmak zorunda kalmamalı. Artık biz de avdan konuşabilmeliyiz, daha çok ava gitme ve avlaklarımızı iyileştirme çareleri aramaya başlamalıyız. Çevre ve Orman Bakanlığından bu konuda üzerine düşenleri yapmasını bekliyoruz.


Mehmet Ekizoğlu


Bu haber için toplam 2 yorum yapılmıştır. YORUM EKLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bu yorum 30.06.2008 12:48:51 tarihinde Nedim ÇALIM (nedimcalim@hotmail.com) tarafından eklenmiştir
Avcı toplumundaki çoğunluğun “Ben avımı yaparım, gerisi beni ilgilendirmez” düşüncesi içinde olduğu gerçeğini üzülerek görmekteyiz. Öte yandan avcılığımızın geleceğinden endişe eden küçük bir azınlık, bir şeyler yapmaya çabalarken, avcılıktan ekonomik çıkar elde edenlerin kışkırtmalarıyla birbirleriyle çatışma içine girdiğini de görmekteyiz. Bu çatışma ortamında taraflar, karşısındakini anlamak yerine, kendi görüşünü karşısındakine dayatmaya çalışmakta ve karşı fikirde olanları etkisizleştirip yok etmek için mücadele etmekte olduklarını görmekteyiz. Aslında düzensizlik birilerinin çıkar düzeni. Kavganın temel nedeni de bu. Tüm alanlarda büyük problemleri olan toplumun avcılığının sorunsuz olması beklemek aslında hayalperestlik değilmidir. Mevcut iktidarın devlete hakim kıldığı avcılık modeli ne yazık ki çoğunluktaki avcı tarafından yeteri kadar kavranamamıştır. Sorun bürokrasinin değil siyasi iradenindir.

Bu yorum 07.06.2008 15:53:24 tarihinde Mustafa Özkan /Milas (m.ozkanmilas@hotmail.com) tarafından eklenmiştir
Sayın Ekizoğlunun Yazınızı beğenerek okudum , keşke herkes okuyabilse... Belirttildiği gibi gerçekten MAK öncesi ve sonrası oynanan oyunlardan , çıkarı için bizlere çamur atanları görmekten gına geldi bende sıkıldım artık. Hatta bıkkınlık geldi. Dediğiniz gibi Sempozyumlarla çalıştaylarla bir yerlere varabiliriz belki. Teşekkürler.

1976 kez okundu